Buradasınız

Hadis-i Şerif

Mâlik İbnu Evs İbni Hadesan ( Radıyallahu Anh ) naklediyor ki,

• Hazreti Ömer (Radıyallahu Anh) bana haber gönderdi. Ben de gün yükseldiği zaman ona gittim. Kendisini evinde bir sedirin üzerinde, deri yüzlü bir yastığa dayanmış vaziyette oturmuş buldum.

Sedirin örgü ipleri adalelerine gömülmüş durumdaydı. Bana: "Ey Malik, seni şunun için çağırdım: Senin kavminden bir kaç hane halkı peş peşe geldiler (ihtiyaç arzettiler). Ben de kendilerine biraz bağışta bulunulmasını söyledim. İşte ! Al bunu aralarında dağıtıver!" dedi.

Ben: "Bu işi benden başkasına söyleseniz daha iyi olur!" dedim.

Ancak o ısrarla: "Ey Malik al şunu!" dedi.

Az sonra Hazreti Ömer'in azadlısı (kapıcı) Yerfe' geldi ve: "Ey müzminlerin emiri! Osman, Abdurrahman İbnu Avf, Zübeyr ve Sa'd (Radıyallahu Anh)'ın girmelerine izin veriyor musunuz? (sizi görmek istiyorlar!) dedi.

O da: "Evet, buyursunlar!" diyerek izin verdi, onlar da girip selam vererek oturdular.

Az sonra Yerfe' tekrar gelip: "Abbas'la Ali Radıyallahu Anh için de izin var mı?" dedi. Hazreti Ömer, onlara da izin verdi. Girdiler, selamı verip oturdular.

Abbas (Radıyallahu Anh) söz alarak: "Ey müzminlerin emiri! Benimle Ali arasında hükmet!" dedi. Bunlar bir meselede ihtilafa düşmüş, birbirlerini dava ediyorlardı.

Oradaki cemaat de: "Evet ey müzminlerin emiri, aralarında hükmet, onları rahatlat!" dediler.

Hazreti Ömer Radıyallahu Anh (önceden gelenlere yönelerek): "Şöyle bir sakin olun!" deyip devam etti:"Arzı ve semayı ayakta tutan Allah aşkına soruyorum.

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ın şöyle şöyle söylediğini biliyor musunuz? "Bize mirasçı olunmaz, ne bırakmışsak o sadakadır." "Evet!" dediler.

Sonra da Hazreti Abbas ve Hazreti Ali'ye yönelerek: "Arz ve sema izniyle ayakta duran Zat'ın aşkına size soruyorum, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ın: "Bize mirasçı olunmaz, her ne bırakmışsak sadakadır" dediğini biliyor musunuz?"

O ikisi de: "Evet!" dediler.

Hazreti Ömer de: "Allahu Teala hazretleri, Resulü'ne (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bazı imtiyazlar bahsetmiştir, bunları ondan başka kimseye vermemiştir. Söz gelimi, beldeler ahalisinden Allah'ın fey kıldığı şeyler (hassaten) Allah ve Resulü'ne aittir. Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Beni Nadir'in mallarını aranızda taksim etti. Allah'a kasem olsun, o işte, kendisini size tercih etmedi, sizi bırakıp, onu kendisi almadı. (Nitekim, onu aranızda dağıttı.) Sadece şu mal (kendisine) kaldı. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bundan (ailesinin) yıllık nafakasını alır, mütebakisini beytü'l-male koyardı" dedi.

Arapçası

عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ قَالَ: [أَرْسَلَ إِلَىَّ عُمَرُ رَضِىَ ﺍللّٰهُ عَنْهُ فَجِئْتُهُ حِينَ تَعَالَى النَّهَارُ فَوَجَدْتُهُ فِي بَيْتِهِ جَالِسًا عَلَى سَرِيرٍ مُفْضِيًا إِلَى رِمَالِهِ(١) مُتَّكِئًا عَلى وِسَادَةٍ مِنْ أدَمٍ(٢) فَقَالَ يَامَالُ(٣) إنَّهُ قَدْ دَفَّ أَهْلُ أَبْيَاتٍ مِنْ قَوْمِكَ، وقَدْ أَمَرْتُ فِيهمْ بِرضْخٍ فَخُذْهُ فَاقْسِمْهُ بَيْنَهُمْ. فقُلْتُ لَوْ أَمَرْتَ بِهذَا غَيْرِى؟ فقَالَ خُذْهُ يَا مَالُ فَجَاءَ يَرْفَأ(٤) مَوْلَى عُمَرَ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ. فقَالَ يَا أمِيرَ المُؤمِنِينَ: هَلْ لَكَ في عُثْمَانَ وَعَبْدِ الرَّحْمنِ بنِ عَوْفٍ وَالزُّبَيْرِ وَسَعْدٍ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُم؟ فقَالَ: نَعَمْ. فأذِنَ لَهُمْ فَدَخَلُوا فَسَلَّمُوا وَجَلسُوا. ثُمَّ جَاءَ فقَالَ: هَلْ لَك في عَبَّاسٍ وَعلَىٍّ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما. قالَ نَعَمْ: فَأذِنَ لَهُمَا فَدَخَلَا فَسلّما. فقَالَ الْعَبَّاسُ يَا أمِيرَ المُؤمِنِينَ: اقْضِ بَينِى وَبَيْنَ هذا، وَهُمَا يَخْتَصِمَانِ. فقَالَ الْقَوْمُ: أجلْ يَا أمِيرَ المُؤمِنِينَ:؟ اقْضِ بَيْنَهُمْ وَأرِحْهُمْ. فقَالَ عُمَرُ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ: اتَّئِدُوا أنْشُدُكُمْ بِاللّهِ الَّذِى بِإذْنِهِ تَقُومُ السَّماءُ وَالأ رْضُ؛ أتَعْلَمُونَ أنَّ رَسُولَ ﺍللّٰهِ (صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ) قَالَ: لا تُورثُ مَا تَركْنَا صَدَقَةٌ؟ قَالُوا نَعَمْ. ثُمَّ أقْبَلَ عَلى العْبَّاسِ وَعلىٍّ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما فقَالَ: أنْشُدُكُمَا بِاللّهِ الَّذِى بِإذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأ رْضُ أتَعلَمَانِ أنَّ رَسُولَ ﺍللّٰهِ (صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ) قَالَ: لا نُورثُ مَا تَرَكْنَاهُ صَدَقَةٌ؟ قَلَا نَعَمْ فقَالَ عُمَرُ: إنَّ ﺍللّٰهَ تَعالى كانَ خَصَّ رسولَهُ (صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ) بِخَاصَّةٍ لَمْ يَخُصَّ بِهَا أحَداً غَيْرَهُ. فقَالَ: مَا أفَاءَ ﺍللّٰهُ عَلى رَسُولِهِ مِنْ أهْلِ الْقُرَى فلِلّهِ وَلِلرَّسُولِ؛ فقَسَّمَ رسولُ اللّه (صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ) بَيْنَكُمْ أمْوَالَ بَنِى النَّضِيرِ فَوَﺍللّٰهِ مَا اسْتَأثَرَ عَلَيْكُمْ وَﻻَ أخذَهَا دُونَكُمْ حَتَّى بَقَى هذَا المَالُ، فكَانَ (صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ) يَأخُدُ مِنْهُ نَفَقَتَهُ سَنَةً ثُمَّ يَجْعَلُ مَا بقىَ أسْوَةَ المَالِ] .

______________

(١) رمال السرير: بكسر الراء ما ينسج من سعف النخل.

(٢) الوسادة: المخدة، وأدم: هنا الجلد.

(٣) مرخم مالك.

(٤) يرفأ: بفتح التحتانية وسكون الراء بعدها فاء مشبعة بغير همز وقد تهمز كان من موالي عمر أدرك الجاهالية و تعرف له صحبة.

Kaynak

Buhari, Feraiz 3, Humus 1, Cidad 80, Meğazi 14, Tefsir, Haşr 3, Nafakat 3, İ'tisam 5, Müslim, 48, (1757), Tirmizi, Siyer 44, (1619), Ebu Davud, Haraç 19, (2963, 2964, 2965, 2967), Nesai, Fey 1, (7, 136, 137)

Açıklama

1- Bu rivayette, Hazreti Ali ile Hazreti Abbâs arasındaki ihtilâf mevzuu nedir? açık olarak belli değil. Bu husus, rivayetin başka vecihlerinde tasrih edilmiştir.

Buharî'nin bu rivayetinde: "...onlar Allahu Teâlâ'nın Benî Nadir'den Resûlü'ne fey kıldığı mallar hususunda ihtilâfa düşmüşlerdi" denir.

Hattâ, Müslim'in rivayetinde Hazreti Abbas (radıyallahu anh), Hazreti Ali'yi galiz tâbirler kullanarak, Hazreti Ömer (radıyallahu anh)'e şikâyet eder: "Ey mü'minlerin emîri, benimle şu yanılgân[53], günahkâr, haksız ve hâin arasında hükmet!" der.

2- Müteakip hadis de aynı vak'ayı anlattığı ve bu rivayeti de aydınlatıcı mahiyette olduğu için, onu da kaydedip gerekli bazı Açıklamaları en sonda sunacağız.

Kategori

Ana kategori : Cihad bölümü
Alt kategori : Ganimetler ve fey