Buradasınız
Hadis-i Şerif
İbni Ömer (Radıyallahu Anh) naklediyor
Hayber halkı dediler ki: "Ey Muhammed, bizi bırak, burada kalalım, araziyi ıslah edip işleyelim." Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) da her ekinin ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ın uygun göreceği her bir şeyin mahsulünün yarısı onların olmak şartıyla araziyi onlara bıraktı.
Abdullah İbnu Revaha (Radıyallahu Anh) her yıl oraya gelir, miktarı tahmin eder ve yarısının karşılığını onlardan alırdı. Yahudiler, Abdullah'ı tahminde gösterdiği titizlik sebebiyle Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e şikayet ettiler. Hatta bir ara (lehlerine gevşek davranması için) rüşvet vermek istediler.
Abdullah onlara:
- "Bana haram mı yedirmek istiyorsunuz. Vallahi ben en ziyade sevdiğim insanın yanından geldim. Sizin topunuz bana maymunlar ve hınzırlardan daha menfurdur. Buna rağmen, benim size olan buğzum, size karşı adil olmama mani değildir."
Yahudiler, Abdullah (Radıyallahu Anh)'ı takdir edip:
- "İşte bu adalet ve doğrulukla semavat ve arz nizam içinde ayakta durur" dediler.
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), her bir hanımına her yıl seksen vask hurma, yirmi vask arpa veriyordu. Hazreti Ömer (Radıyallahu Anh) zamanında, Yahudiler Müslümanlara hile yaptılar.
İbnu Ömer (Radıyallahu Anh)'i bir evin damında uyurken geceleyin aşağı attılar, el ve (ayak) bileklerini çıkardılar.
Hazreti Ömer İbnu'l-Hattab:
- "Hayber'de hissesi olan hazırlansın, aralarında taksim edelim" dedi.
(Taksim edileceği zaman) reisleri:
- "Bizi buradan çıkarma. Bizi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve Hazreti Ebu Bekir'in yaptıkları gibi yerlerimizde bırak" dedi.
Hazreti Ömer Radıyallahu Anh ona:
- "(Kararımızda) Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ın sözüne ters düştüğümüzü mü zannediyorsun? Bineğin seni Suriye'ye doğru bir gün, sonra bir gün, sonra bir gün daha koşturmasına ne dersin?" diye cevap verdi.
Hazreti Ömer (Radıyallahu Anh), Hayber'i, Hudeybiye ashabından Hayber Seferine iştirak etmiş olanlar arasında taksim etti.
Hayber halkı dediler ki: "Ey Muhammed, bizi bırak, burada kalalım, araziyi ıslah edip işleyelim." Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) da her ekinin ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ın uygun göreceği her bir şeyin mahsulünün yarısı onların olmak şartıyla araziyi onlara bıraktı.
Abdullah İbnu Revaha (Radıyallahu Anh) her yıl oraya gelir, miktarı tahmin eder ve yarısının karşılığını onlardan alırdı. Yahudiler, Abdullah'ı tahminde gösterdiği titizlik sebebiyle Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e şikayet ettiler. Hatta bir ara (lehlerine gevşek davranması için) rüşvet vermek istediler.
Abdullah onlara:
- "Bana haram mı yedirmek istiyorsunuz. Vallahi ben en ziyade sevdiğim insanın yanından geldim. Sizin topunuz bana maymunlar ve hınzırlardan daha menfurdur. Buna rağmen, benim size olan buğzum, size karşı adil olmama mani değildir."
Yahudiler, Abdullah (Radıyallahu Anh)'ı takdir edip:
- "İşte bu adalet ve doğrulukla semavat ve arz nizam içinde ayakta durur" dediler.
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), her bir hanımına her yıl seksen vask hurma, yirmi vask arpa veriyordu. Hazreti Ömer (Radıyallahu Anh) zamanında, Yahudiler Müslümanlara hile yaptılar.
İbnu Ömer (Radıyallahu Anh)'i bir evin damında uyurken geceleyin aşağı attılar, el ve (ayak) bileklerini çıkardılar.
Hazreti Ömer İbnu'l-Hattab:
- "Hayber'de hissesi olan hazırlansın, aralarında taksim edelim" dedi.
(Taksim edileceği zaman) reisleri:
- "Bizi buradan çıkarma. Bizi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve Hazreti Ebu Bekir'in yaptıkları gibi yerlerimizde bırak" dedi.
Hazreti Ömer Radıyallahu Anh ona:
- "(Kararımızda) Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ın sözüne ters düştüğümüzü mü zannediyorsun? Bineğin seni Suriye'ye doğru bir gün, sonra bir gün, sonra bir gün daha koşturmasına ne dersin?" diye cevap verdi.
Hazreti Ömer (Radıyallahu Anh), Hayber'i, Hudeybiye ashabından Hayber Seferine iştirak etmiş olanlar arasında taksim etti.
Arapçası
وعن ابن عمر رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما [أنَّ أهْلَ خَيْبَرَ قَالُوا: يَا مُحَمَّدُ دَعْنَا نَكُونَ في هذِِهِ الأ رْضِ نُصْلِحُهَا وَنَقُومُ عَلَيْهَا فَأعْطَاهُمْ عَلى أنَّ لَهُمْ الشّطْرَ مِنّ كُلِّ زَرْعٍ وَشَئٍ مَا بَدَا لِرَسولِ اللّه (صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ)، فَكَانَ عَبْدُاللّهِ بْنُ رَوَاحَةَ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ يَأتِيهِمْ كُلَّ عَام فَيَخْرِصُهَا عَلَيْهِمْ ثُمَّ يُضَمِّنُهُمُ الشّطْرَ فَشَكَوْا إلى رسولِ اللّهِ (صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ) شِدَّةَ خرْصِهِ وَأرَادُوا أنْ يَرْشُوهُ. فقَالَ عَبْدُاللّهِ: تُطْعِمُونِى السُّحْتَ؛ وَاللّهِ لَقَدْ جِئْتَكُمْ مِنْ أحِبِّ النَّاسِ إلىَّ، وَﻻٔنْتُمْ أبْغَضُ إلىَّ مِنْ عِدتِكُمْ مِنَ الْقِرَدَةِ وَالخَنَازِيرَ، وَﻻَ يَحْمِلُنِى بُغْضِى إيَّاكُمْ عَلى أنْ لا أعْدِلَ فِيكُمْ. فَقَالُوا بِهذَا قَامَتِ السَّمواتُ وَالأ رْضُ، وَكانَ رسولُ اللّه (صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ) يُعْطِى كُلَّ امْرَأةٍ مِنْ نِسَائهِ ثَمَانِينَ وَسْقاً مِنْ تَمْرٍ كُلِّ عَامٍ وَعِشْرِينَ وَسْقاً مِنْ شَعِيرٍ، فلمَّا كانَ زَمَنُ عُمَرَ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ غَشُّوا المُسْلِمينَ فألْقَوُا ابْنَ عُمَرَ مِنْ فَوْقِ بَيْتٍ فَفَدَعُوا يَدَيْهِ. فقَالَ عُمَرُ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ: مَنْ كانَ لَهُ سَهْمٌ بِخَيْبَرَ فَلْيَحْضُرْ حَتَّى نُقَسِّمَهَا بَيْنَهُمْ. فقَالَ رَئِيسُهُمْ: لا تُخْرِجْنَا! دَعْنَا نَكُونُ فِيهَا كمَا أقَرَّنَا رسولُ اللّهِ (صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ)وَأبُوا بَكْرٍ، فقَالَ لَهُ عُمَرُ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ: أتُرَاهُ سَقَطَ عَلى قَوْلِ رسولِ اللّه (صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ) كَيْفَ بِكَ إذ َا رَقَصَتْ بِكَ رَاحِلَتُكَ نَحْوَ الشَّامِ يَوْماً ثُمَّ يَوْماً ثُمَّا يَوْماً، وَقَسَّمَهَا عُمَرُ بَيْنَ مَنْ كانَ شَهِدَ خَيْبَرَ مِنْ أهْلِ الحُدَيْبِيَةِ]. أخرجه البخارى وأبو داود .
Kaynak
Buhari, Megazi, 38, Ebu Davud, Cihad 24, (3006)
Açıklama
1-Hayber'in fethi ile ilgili rivayetler, Buhârî'nin Kitâbu'l-Megâzî bölümünde 38-41. bablarda yer alır. Ancak yukarıdaki rivâyet, kısmî olarak Kitâbu'ş-Şurut'un 14. babında kaydedilmiştir. Rivayet Teysir'de kaydedildiği şekliyle Ebu Dâvud'da mevcut değildir. Hadis'in Câmiu'l-Usûl'deki aslı daha uzun. Teysir, rivayet'in baş kısmını almamış. Hayber'in fethi, Yahudilere bırakılması, ordan sürülmeleri gibi farklı meselelere bazı açıklık daha getireceği için, rivayetin atlanmış olan baş kısmını da kaydediyoruz:"
(Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Hayber ehline gelip onlarla savaştı. Sonunda kalelelerine çekildiler. [Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) kaleleri dıştan bir müddet kuşattı, neticede] arazi, ekin ve hurma üzerinde onlara galebe çaldı. Bineklerin taşıyabileceği eşyaları götürerek orayı terketme şartıyla sulh yaptılar. Sarı (altın), beyaz (gümüş), halka -ki bununla silah kastediliyordu- nev'inden bütün varlıklarını Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)'a vermek de antlaşmaya dahildi. Ayrıca, ne varsa beyan edip, hiçbir şeyi gizlememeyi de onlara şart kılmıştı. Öyle ki bu şartlara uymazlarsa ortada ne antlaşma muteber olacak, ne de antlaşmanın sağladığı garanti olacaktı. Ancak yine de mesk'i gizlediler. Mesk, Huyey İbnu Ahtab'ın mal ve zineti bulunan bir deri idi, Benî Nâdir, Medine'den sürgün edildiği zaman beraberinde getirmişti[28] Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Huyey'in amcasına ki, ismi Sa'ye idi:
"Benî Nadir'den getirilen Huyey'in meski ne oldu?" diye sordu.
"Nafaka harcamaları ve savaş masrafları onu eritti" deyince, Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm):
"Aradan fazla zaman geçmedi. Mesk'teki servet bu kadar zaman içinde bitip tükenmeyecek kadar çoktu" dedi. Huyey, daha önce öldürülmüştü. [Meskin yerini ancak Sa'ye bilebilirdi. Onu konuşturmak üzere Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)] Zübeyr'e teslim etti. Zübeyr (radıyallahu anh) canını yakarak sıkıştırdı. Bunun üzerine:
"Huyey'in şurada bir yıkıntının etrafını dolaştığını görmüştüm" dedi. Beraberce gidip oraları dolaştılar. Meski gerçekten bir yıkıntının içerisinde buldular. Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Ebu'l-Hukayk'ın iki oğlunu öldürttü. Bunlardan biri Safiyye Bintu Huyey İbnu Ahtab'ın kocası idi. Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) kadın ve çocuklarını esir aldı. Antlaşmaya riayet etmedikleri için mallarını da taksim etti. (Geri kalan Yahudileri de) Hayber'den sürmek istedi. Ancak, Hayber halkı dediler ki..." Rivâyetin gerisini yukarıda kaydettik.
2- Hemen belirtelim ki, Hayber Yahudilerle meskun bir yerdi. Medine'den sürülen Benî Nâdir Yahudileri de buraya yerleşmişlerdi. Burası, Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) için tehlikeli bir odak teşkil ediyordu. Zâhiren ağır -ve bir kısım ashabın değerlendirmesine göre- utanç verici, zül getirici mahiyette olan Hudeybiye Sulhü'nü Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)'ın imzalamakta isticâl edişinin bir sebebini Mekkelilerin bîtaraflığını sağlayarak, burnunun dibindeki bu tehlikeli yuvayı dağıtma düşüncesi teşkil ediyordu. Buradaki Yahudiler, hem sayıca fazla ve hem de zengindi. Üstelik Müslümanlara karşı kinle dolu idiler. Bunlar, bir ara bütün güçleriyle civardaki müşrik kabileleri içine alan bir ittifak kurup Medine'ye -Hendek Savaşı'nda olduğu şekilde- saldırmak istemişlerdi. Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) bu faaliyeti istihbâr edince, harekâtın organizatörü durumunda olan Hayberli Yahudilerin şefi Sellâm İbnu Ebî'l-Hukayk'ı, Abdullah İbnu Atîk (radıyallahu anh)'i dört kişilik bir ekiple göndererek öldürtmüştü. Sellâm'ın yerine geçen Usayr İbnu Zâram aynı faaliyeti devam ettirince, Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) ikinci bir ekibi, Abdullah İbnu Revâha başkanlığında göndererek onu da öldürtmüştü. Burası Müslümanlar için ciddî bir tehlike kaynağı idi.
Şu halde bu tehlikeli odak temizlenmeli idi.
Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Hudeybiye Sulhü'nü imzalayınca Medine'de bir aydan az bir zaman ikametten sonra doğru Hayber'e gitti. Niyeti Yahudileri buradan sürmekti. Medine'deki ikametinin de savaş hazırlıklarını ikmâl olduğu anlaşılmaktadır.
Savaş kazanılınca, Yahudilerin, "araziyi ekip kaldırmada mâhir kimseler olduklarını belirterek ağaç ve ekinlerden elde edilecek mahsulatın yarısını Müslümanlara vermek kaydıyla orada kalmayı" taleb etmeleri üzerine, Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm), daha önceki rivayette belirtildiği üzere "Allah'ın dilediği zamana kadar" yerlerinde kalmalarına izin verdi.
Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) bunları sürmede niye acele etmedi? diye bir suâle şu cevap verilebilir:
1) Hayber arazisi, Medine'nin gıda ambarı durumunda idi. Hurma ziraati, hububat ziraati gelişmişti, Yahudilerin sürülmesi, o günün şartlarında buradaki zirâî istihsâlin durmasına sebep olabilirdi.
2) Burada san'atkârlar da vardı. Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) bunları san'at hayatının gelişmesinde kullanmak istemişti. Esirler arasında tesbit edilen otuz kadar demirci ustası hakkında şu emri vermişti: اُتْرُكُوهُمْ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ يَنْتَفِعُونَ بِصَنَاعَتِهِمْ وَيَتَّقُونَ بِهَا عَلَى جِهَادِ عَدُوهِمْ
"Onları Müslümanlar arasında serbest bırakın, san'atlarından istifâde etsinler, elde edecekleri bilgi ve mahâretlerle düşmanlarıyla yapacakları cihadda istifâde etsinler". Dediği gibi yapılır.
3) Bunların bütün servetleri ve silahları ellerinden alınmış, lider durumundaki büyükleri öldürülmüş, artık zararsız hâle getirilmişlerdi. Arazi işleyecek mâhir işçiler durumuna indirilmişlerdi.
4) Sindirilmiş, işçi statüsüne sokulmuş vaziyette Hayber'de kalmalarının muhtemel zararı çok az olmakla birlikte, henüz İslâmlaşmamış dış hududa sürülmeleri çok tehlikeli olabilirdi: Bunlar gittikleri yerde yeniden derlenip toparlanmaktan başka, düşman unsurları tekrar organize edip, Müslümanlara karşı tahrik edebilirlerdi. Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm), Hayber'de, Müslümanların murâkabesi altında kalmalarını uygun bularak tekliflerini kayıtlı olarak kabul etti.
Hazreti Ömer (radıyallahu anh), şartlar uygun hâle gelince, bir gece oğlu Abdullah (radıyallahu anh)'ı uyurken damdan atmalarını bahâne ederek, Teyma ve Erîha'ya sürecektir. Erîha, Suriye'nin Ürdün kesiminde, Beytü'l-Makdis'e bir günlük atlı mesafede yerlerdir.
3- Hayber Yahudilerinden ele geçen servet:
Vâkidî'nin Meğâzî'de verdiği bilgiye göre, Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm), Hayberlilerin şefi Kinâne İbnu Ebi'l-Hukayk ile, kalelerde mevcut savaşçıların aile ve çocuklarının bağışlanması mukabilinde,
* Hayber'i ve arazisini çocuklarıyla terketmek,
* Mal, arazi, altın, gümüş, silah, binek ve üzerlerinde giydikleri dışında bütün kumaş ve giyecekleri Müslümanlara bırakma şartıyla anlaşırlar.
Şu mallar teslim alınır: 100 zırh, 400 kılınç 1000 mızrak, 500 yay.
Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm), Kinâne İbnu Ebi'l-Hukayk'tan, Ebu'l-Hukayk hânedânının atadan evlâda intikal eden hazine ve zinetlerini -ki bunlar yukarıda adı geçen mesk'in içinde saklanırdı- sorar. Kinâne, yukarıda belirtildiği üzere harcanıp bitirildiğini söylerse de sıkıştırılarak ortaya çıkarılır. Yine rivayette belirtildiği üzere, yalanı ortaya çıkınca antlaşmanın sağladığı her çeşit garantiden mahrum kalır. Zübeyr İbnu'l-Avvâm, mesk dışında gizlediklerini de ortaya çıkarması için Kinâne'ye eziyette bulunur. Bütün servet ortaya çıkarılır.
Kinâne, kardeşiyle birlikte öldürülür; mallarına el konur, kadın ve çocukları esir edilir.
Mesk getirilip açılınca içinde altından yapılmış bilezikler, muştalar, halhallar, küpeler, yüzükler, eldivenler, kıymetli taşlardan ve zümrütten yapılmış gerdanlıklar vs. vs.ler görülür.
Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buradan bir cevher gerdanlık alıp kızlarından birine veya Hazreti Aişe'ye hediye eder. O da bunu alır almaz aynı gün muhtaç ve dullar arasında dağıtır. Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) o gece uyuyamaz. Sabah olunca Hazreti Aişe'ye (veya kızına) koşup gerdanlığı geri ister: "Onu bana geri ver, benim değil, onda senin de hakkın yok!" der. Olup biten anlatılınca Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Allah'a hamd eder.
(Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Hayber ehline gelip onlarla savaştı. Sonunda kalelelerine çekildiler. [Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) kaleleri dıştan bir müddet kuşattı, neticede] arazi, ekin ve hurma üzerinde onlara galebe çaldı. Bineklerin taşıyabileceği eşyaları götürerek orayı terketme şartıyla sulh yaptılar. Sarı (altın), beyaz (gümüş), halka -ki bununla silah kastediliyordu- nev'inden bütün varlıklarını Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)'a vermek de antlaşmaya dahildi. Ayrıca, ne varsa beyan edip, hiçbir şeyi gizlememeyi de onlara şart kılmıştı. Öyle ki bu şartlara uymazlarsa ortada ne antlaşma muteber olacak, ne de antlaşmanın sağladığı garanti olacaktı. Ancak yine de mesk'i gizlediler. Mesk, Huyey İbnu Ahtab'ın mal ve zineti bulunan bir deri idi, Benî Nâdir, Medine'den sürgün edildiği zaman beraberinde getirmişti[28] Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Huyey'in amcasına ki, ismi Sa'ye idi:
"Benî Nadir'den getirilen Huyey'in meski ne oldu?" diye sordu.
"Nafaka harcamaları ve savaş masrafları onu eritti" deyince, Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm):
"Aradan fazla zaman geçmedi. Mesk'teki servet bu kadar zaman içinde bitip tükenmeyecek kadar çoktu" dedi. Huyey, daha önce öldürülmüştü. [Meskin yerini ancak Sa'ye bilebilirdi. Onu konuşturmak üzere Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)] Zübeyr'e teslim etti. Zübeyr (radıyallahu anh) canını yakarak sıkıştırdı. Bunun üzerine:
"Huyey'in şurada bir yıkıntının etrafını dolaştığını görmüştüm" dedi. Beraberce gidip oraları dolaştılar. Meski gerçekten bir yıkıntının içerisinde buldular. Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Ebu'l-Hukayk'ın iki oğlunu öldürttü. Bunlardan biri Safiyye Bintu Huyey İbnu Ahtab'ın kocası idi. Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) kadın ve çocuklarını esir aldı. Antlaşmaya riayet etmedikleri için mallarını da taksim etti. (Geri kalan Yahudileri de) Hayber'den sürmek istedi. Ancak, Hayber halkı dediler ki..." Rivâyetin gerisini yukarıda kaydettik.
2- Hemen belirtelim ki, Hayber Yahudilerle meskun bir yerdi. Medine'den sürülen Benî Nâdir Yahudileri de buraya yerleşmişlerdi. Burası, Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) için tehlikeli bir odak teşkil ediyordu. Zâhiren ağır -ve bir kısım ashabın değerlendirmesine göre- utanç verici, zül getirici mahiyette olan Hudeybiye Sulhü'nü Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)'ın imzalamakta isticâl edişinin bir sebebini Mekkelilerin bîtaraflığını sağlayarak, burnunun dibindeki bu tehlikeli yuvayı dağıtma düşüncesi teşkil ediyordu. Buradaki Yahudiler, hem sayıca fazla ve hem de zengindi. Üstelik Müslümanlara karşı kinle dolu idiler. Bunlar, bir ara bütün güçleriyle civardaki müşrik kabileleri içine alan bir ittifak kurup Medine'ye -Hendek Savaşı'nda olduğu şekilde- saldırmak istemişlerdi. Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) bu faaliyeti istihbâr edince, harekâtın organizatörü durumunda olan Hayberli Yahudilerin şefi Sellâm İbnu Ebî'l-Hukayk'ı, Abdullah İbnu Atîk (radıyallahu anh)'i dört kişilik bir ekiple göndererek öldürtmüştü. Sellâm'ın yerine geçen Usayr İbnu Zâram aynı faaliyeti devam ettirince, Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) ikinci bir ekibi, Abdullah İbnu Revâha başkanlığında göndererek onu da öldürtmüştü. Burası Müslümanlar için ciddî bir tehlike kaynağı idi.
Şu halde bu tehlikeli odak temizlenmeli idi.
Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Hudeybiye Sulhü'nü imzalayınca Medine'de bir aydan az bir zaman ikametten sonra doğru Hayber'e gitti. Niyeti Yahudileri buradan sürmekti. Medine'deki ikametinin de savaş hazırlıklarını ikmâl olduğu anlaşılmaktadır.
Savaş kazanılınca, Yahudilerin, "araziyi ekip kaldırmada mâhir kimseler olduklarını belirterek ağaç ve ekinlerden elde edilecek mahsulatın yarısını Müslümanlara vermek kaydıyla orada kalmayı" taleb etmeleri üzerine, Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm), daha önceki rivayette belirtildiği üzere "Allah'ın dilediği zamana kadar" yerlerinde kalmalarına izin verdi.
Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) bunları sürmede niye acele etmedi? diye bir suâle şu cevap verilebilir:
1) Hayber arazisi, Medine'nin gıda ambarı durumunda idi. Hurma ziraati, hububat ziraati gelişmişti, Yahudilerin sürülmesi, o günün şartlarında buradaki zirâî istihsâlin durmasına sebep olabilirdi.
2) Burada san'atkârlar da vardı. Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) bunları san'at hayatının gelişmesinde kullanmak istemişti. Esirler arasında tesbit edilen otuz kadar demirci ustası hakkında şu emri vermişti: اُتْرُكُوهُمْ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ يَنْتَفِعُونَ بِصَنَاعَتِهِمْ وَيَتَّقُونَ بِهَا عَلَى جِهَادِ عَدُوهِمْ
"Onları Müslümanlar arasında serbest bırakın, san'atlarından istifâde etsinler, elde edecekleri bilgi ve mahâretlerle düşmanlarıyla yapacakları cihadda istifâde etsinler". Dediği gibi yapılır.
3) Bunların bütün servetleri ve silahları ellerinden alınmış, lider durumundaki büyükleri öldürülmüş, artık zararsız hâle getirilmişlerdi. Arazi işleyecek mâhir işçiler durumuna indirilmişlerdi.
4) Sindirilmiş, işçi statüsüne sokulmuş vaziyette Hayber'de kalmalarının muhtemel zararı çok az olmakla birlikte, henüz İslâmlaşmamış dış hududa sürülmeleri çok tehlikeli olabilirdi: Bunlar gittikleri yerde yeniden derlenip toparlanmaktan başka, düşman unsurları tekrar organize edip, Müslümanlara karşı tahrik edebilirlerdi. Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm), Hayber'de, Müslümanların murâkabesi altında kalmalarını uygun bularak tekliflerini kayıtlı olarak kabul etti.
Hazreti Ömer (radıyallahu anh), şartlar uygun hâle gelince, bir gece oğlu Abdullah (radıyallahu anh)'ı uyurken damdan atmalarını bahâne ederek, Teyma ve Erîha'ya sürecektir. Erîha, Suriye'nin Ürdün kesiminde, Beytü'l-Makdis'e bir günlük atlı mesafede yerlerdir.
3- Hayber Yahudilerinden ele geçen servet:
Vâkidî'nin Meğâzî'de verdiği bilgiye göre, Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm), Hayberlilerin şefi Kinâne İbnu Ebi'l-Hukayk ile, kalelerde mevcut savaşçıların aile ve çocuklarının bağışlanması mukabilinde,
* Hayber'i ve arazisini çocuklarıyla terketmek,
* Mal, arazi, altın, gümüş, silah, binek ve üzerlerinde giydikleri dışında bütün kumaş ve giyecekleri Müslümanlara bırakma şartıyla anlaşırlar.
Şu mallar teslim alınır: 100 zırh, 400 kılınç 1000 mızrak, 500 yay.
Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm), Kinâne İbnu Ebi'l-Hukayk'tan, Ebu'l-Hukayk hânedânının atadan evlâda intikal eden hazine ve zinetlerini -ki bunlar yukarıda adı geçen mesk'in içinde saklanırdı- sorar. Kinâne, yukarıda belirtildiği üzere harcanıp bitirildiğini söylerse de sıkıştırılarak ortaya çıkarılır. Yine rivayette belirtildiği üzere, yalanı ortaya çıkınca antlaşmanın sağladığı her çeşit garantiden mahrum kalır. Zübeyr İbnu'l-Avvâm, mesk dışında gizlediklerini de ortaya çıkarması için Kinâne'ye eziyette bulunur. Bütün servet ortaya çıkarılır.
Kinâne, kardeşiyle birlikte öldürülür; mallarına el konur, kadın ve çocukları esir edilir.
Mesk getirilip açılınca içinde altından yapılmış bilezikler, muştalar, halhallar, küpeler, yüzükler, eldivenler, kıymetli taşlardan ve zümrütten yapılmış gerdanlıklar vs. vs.ler görülür.
Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buradan bir cevher gerdanlık alıp kızlarından birine veya Hazreti Aişe'ye hediye eder. O da bunu alır almaz aynı gün muhtaç ve dullar arasında dağıtır. Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) o gece uyuyamaz. Sabah olunca Hazreti Aişe'ye (veya kızına) koşup gerdanlığı geri ister: "Onu bana geri ver, benim değil, onda senin de hakkın yok!" der. Olup biten anlatılınca Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Allah'a hamd eder.
Ravi
Kategori
Ana kategori : Cihad bölümü
Alt kategori : Eman ve sulh