Buradasınız

Hadis-i Şerif

Sab İbnu Cessame (Radıyallahu anh) naklediyor ki,
• Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki:
- "Koruluk ittihazı, sadece Allah ve Resulü'ne ait (bir hak)tır."

Arapçası

عن الصعب بن جثّامة قال: [قَالَ رَسُولُ االلهِ (صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ):لا حِمَى إﻻَّ للّهِ تَعالى وَلِرَسُولِه]. أخرجه البخاري وأبو داود.

Kaynak

Buhari, Şirb 11, Cihad 146, Ebu Davud, Haraç 39, (3083, 3084)

Açıklama

1- Korunan arâzi veya koruluk diye tercüme ettiğimiz kelimenin aslı himâ'dır. Himâ, lügat olarak, halktan korunan, halkın girmesine ve hayvanlarını otlatmasına izin verilmeyen otlu arâziye denir.

Istılah olarak devlete ait hayvanların otlatılması için ayrılan, bu sebeple halka ait hayvanların otlatılması yasaklanmış olan arâziye denir.

2- Hadisin vürûduyla ilgili olarak şu Açıklama yapılır: Cahiliye devrinde, Arapların ileri gelenlerinden (eşraf) birisi, nüfûzu altındaki arâzi dahilinde bir tarafa gidince, konakladığı yerde bir köpek havlatırdı.

Böylece, köpeğin sesinin duyulduğu mıntıka onun korusu olur, artık bu mıntıkaya kimse yaklaşamaz, hayvanını yayamazdı. Ancak eşraftan olan bu adam, himâsının dahilinde ve haricinde istediği tasarrufta bulunurdu.

Bu suistimalin sonunda birçok huzursuzluklar ve savaşlar olmuştur. Arap târihinde Besûs Harbi diye geçen meşhur bir harb de bu yüzden çıkmıştı.

3- Her hususta insanlığa ıslahat ve adalet getiren Resûl-i Ekrem (Aleyhissalâtu Vesselâm), bu suistimali de önlemek üzere, herhangi bir arâziden istifadeye yasak koyma hakkının Allah ve Resûlü'ne ait olduğunu ilan etmiştir. Yani böylece, arâziye yasak koyma hakkı sâdece devlete tanınmış oluyor, devlet dışında hiç kimse, keyfine göre, himâ tesis etme yetkisine sâhip olmuyordu.

4- İmam Şâfiî hazretleri, bu hadisin iki ayrı mânaya muhtemel olduğunu söyler:

a) Hiçbir Müslüman, Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)'ın te'sis ettiği himâ dışında yeni bir himâ te'sis etme yetkisine sâhip değildir.

b)Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm)'in üzerine himâ koyduğu arazi örneğinde hima yapılabilir, başka şekilde olamaz.

Birinci mânâ esas alınınca hadîsten Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)'tan sonra hiçbir devlet adamı hima te'sîs edemez hükmü çıkar.

İkinci mâna esas alınınca, devlet adamlarından sâdece Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm)'in yerini alanlar yani halifeler himâ te'sis edebilir başkası edemez. Şâfiî ulemâ umumiyetle ikinci mânayı tercih etmişlerdir. Zîra, tatbikat da ikinciye muvafıktır. Çünkü Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)'tan sonra Hazreti Ömer de himâ te'sis etmiştir.

Hemen belirtelim ki, Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Nâki mıntıkasını himâ ilân etmişti. Burasının Medine'ye yirmi fersah mesafede, genişliği bir mil, uzunluğu sekiz mil çeken bir arâzi olduğu belirtilir. Hazreti Ömer de hilâfeti sırasında Müzeyne diyarında Nakîu'lhadâmet denen bir yeri himâ ilan etmiş idi.

Bazı kaynaklar Hazreti Ömer'in Seref ve Rebeze'de de birer koruluk te'sis ettiğini belirtir. Seref (Şeref veya Şerif de denmiştir) Medine'ye otuz altı mil mesafede bir yerdir.

Rebeze, Medine'ye altı mil mesafede bir yerdir. Rebeze, Medine'ye üç konaklık mesafede, Mekke yolu üzerinde Zât-ı Irk'a yakın bir köydür. Yüce sahâbî Ebu Zerr Gıfârî (radıyallahu anh) hazretlerinin ikâmet ettirildiği yer olup, orada vefat etmiş ve oraya defnedilmiştir.

Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) ve Hazreti Ömer te'sis ettikleri himâ' ları hazineye ve mücahidlere mahsus at, deve gibi hayvanları otlatmada kullanmışlardır.[84]

5- İmam-ı A'zam hazretlerine göre arâzi-i mevâtın ihyası devletin izniyle câizdir (Bak: 105. hadis). Şu halde istifâdesi herkese açık olan devlet arâzisi (şimdilerde hazine arâzisi diyoruz) üzerindeki, hususîleştirme işleri, İmam-ı A'zam'a göre devletin izniyle mümkündür, o halde böyle bir izin istihsal edilmeden, devlet reisi dışında kimse himâ te'sis edemez.

Kategori

Ana kategori : Cihad bölümü
Alt kategori : Ganimetler ve fey