Buradasınız
Hadis-i Şerif
Rafi ibnu Hadic (Radıyallahu anh) naklediyor ki,
• Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Huneyn günü Ebu Süfyan İbnu Harb, Savfan İbnu Ümeyye, Uyeyne İbnu Hısn, Akra' İbnu Habis ve Alkame İbnu Ulase'den herbirine yüzer deve verdi.
Abbas İbnu Mirdas'a ise daha az verdi. Bunun üzerine (aynı zamanda şair olan)
Abbas İbnu Mirdas şu manada bir şiir düzdü: "Benimle atım Ubeyd'in payını Uyeyne ile Akra' arasında mı taksim ediyorsun? Ne Bedr ne de Habis, cemiyette, Mirdas'tan üstün değillerdir. Ben de onların hiçbirinden aşağı değilim. Ancak bugün sen, kimi alçaltırsan o bir daha yükselmez."
Rafi' der ki: "Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun payını da yüz deveye yükseltti."
• Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Huneyn günü Ebu Süfyan İbnu Harb, Savfan İbnu Ümeyye, Uyeyne İbnu Hısn, Akra' İbnu Habis ve Alkame İbnu Ulase'den herbirine yüzer deve verdi.
Abbas İbnu Mirdas'a ise daha az verdi. Bunun üzerine (aynı zamanda şair olan)
Abbas İbnu Mirdas şu manada bir şiir düzdü: "Benimle atım Ubeyd'in payını Uyeyne ile Akra' arasında mı taksim ediyorsun? Ne Bedr ne de Habis, cemiyette, Mirdas'tan üstün değillerdir. Ben de onların hiçbirinden aşağı değilim. Ancak bugün sen, kimi alçaltırsan o bir daha yükselmez."
Rafi' der ki: "Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun payını da yüz deveye yükseltti."
Arapçası
عَنْ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: [أَعْطَى رَسُولُ اللهِ (صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ) أَبَا سُفْيَانَ بْنَ حَرْبٍ يَوْمَ حُنَيْنٍ، وَصَفْوَانَ بنَ أُمَيَّةَ وَعُيَيْنَةَ بنَ حِصْنٍ، وَالْأَقْرَعَ بْنَ حَابِسٍ وَعَلْقَمَةَ بنَ عُلَاثَةَ كُلَّ إنْسَانٍ مِنْهُمْ مِائَةً مِنَ الإبْلِ، وَأَعْطَى عَبَّاسَ بْنَ مِرْدَاسٍ دُونَ ذَلِكَ. فَقَالَ عَبَّاسُ بنُ مِرْدَاسٍ في ذلِكَ شِعْرًا .أتَجْعَلُ نَهْبِى(*) وَنَهْبَ الْعَبيد ِبَيْنَ عُيَيْنةَ وَالأ قْرَعِ وَمَا كانَ حِصنٌ وَﻻَ حَابسٌ يَفُوقَانِ مِرْدَاسَ في مَجْمَعِ وَمَا كُنْتُ دُونَ امْرئٍ مِنْهُماوَمَنْ تَخْفِضِ الْيَوْمَ لا يُرْفَعِ فَأَتَمَّ لَهُ رَسُولُ اللهِ (صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ) مِائَةً]. أخرجه مسلم .
(*): النهب: الغنيمة
(*): النهب: الغنيمة
Kaynak
Müslim, Zekat 137, (1060)
Açıklama
Bu hâdise, Huneyn dönüşü Ci'râne nâm mevkide cereyan eder. Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) Mekke'yi fethettikten birkaç hafta sonra Müslümanlara karşı savaş hazırlığı içinde olan Gatafanlılara karşı koymak üzere Huneyn'e hareket eder.
Orduya iki bin kadar yeni ihtida etmiş Mekkelilerden asker alır. Bunların bir çoğunun kalbine imanın hakkıyla henüz girmediğini Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) de biliyor idi.
Bu sebeple onları maddî avantajlarla kazanma yollarına başvurdu. Bu cümleden olarak, Taberî'nin kaydına göre, daha savaş yapılmadan birçoğuna ikramlarda bulundu.
Asıl maddî bağışı savaştan sonra yapmıştır. Müellefe-i kulûb, yani kalbleri kazanılmışlar olarak İslâm tarihine geçen bu zümre, Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm)'in hayatında ayrı bir sayfa teşkil eder. Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Huneyn'de kazanılan zafer sonunda ele geçirilen muazzam ganimetten eski Müslümanlara ve meselâ Medineli Ensâr'a hiçbir şey vermez iken, Mekkelilere bol bol vermişti. Hususan Mekke'nin ileri gelenlerine, şef durumunda olanlara yüzer deve, şair, hatib gibi halk üzerinde müessiriyeti olanlara 50'şer deve vermişti.
Kendilerine verilmeyenler veya az bir şey verilenler memnuniyetsizliklerini, küskünlüklerini izhar ederler. Bu meyanda saygısızlığı bulan itiraz ve tenkidler ifade edenler dahi çıkar. Meselâ Temimli bir zâtla Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) arasında şu konuşma geçer:
"Ey Muhammed bugün ne yaptığını gördüm."
"Ne görmüşsün, söyle bakalım!"
"Adaletli davranmadın, âdil ol!" Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) son derece öfkelenir ise de:
"Yazık sana, ben de âdil değilsem, başka kim âdil olabilir? Adil olmazsam helak olurum!" demekle yetinir.
Hazreti Ömer: "Müsaade et, şu münafığı öldüreyim!" diye izin isterse de Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) müsâade etmez.
Abbâs İbnu Mirdâs'ın yukarıda birkaç beytini kaydettiğimiz şiiri Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)'ın kulağına gelince, bağışın 50'den 100 deveye çıkarılmasını Hazreti Ali'ye emrederken: "İstediğini ver de şu dili kes" der.
Kendilerine bir şey verilmemesinden Ensâr da memnun olmamış, âdeta küsmüşlerdi. Hattâ, İbnu Hişâm'ın kaydına göre, Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)'ın hususî şâiri Hassân İbnu Sabit (radıyallahu anh) Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm)'i hicvedici bir şiir yazar. Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Ensâr'ı toplayarak, kendilerine verilmeyiş sebebini izah eder ve neticede hepsini ağlatan şu hitabede bulunarak gönüllerini tekrar kazanır:
"Ey Ensar topluluğu, kulağıma gelen sözünüz nedir? Bana gücenmiş olmalısınız! Ben size geldiğimde hepiniz dalâlette idiniz, (getirdiğim dinle) Allah sizlere hidâyet vermedi mi? Fukara kimseler idiniz. Allah zenginlik vermedi mi? Birbirinize düşman idiniz, Allah kalblerinizi birleştirmedi mi?
...
"Ey Ensar topluluğu! Bir yudumluk dünya malı için mi bana gücendiniz? Ben onunla İslâm'a girenler için bir kavmin kalbini kazanmayı tercih edip, sizin İslâmınıza emanet etmiştim. Ey Ensar toluluğu, insanlar buradan deve ve davarlarla dönerken sizler Allah ve Resûlüyle evlerinize dönmekten râzı değil misiniz? Muhammed'in nefsini kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun hicret olmasaydı Ensar'dan bir kimse olurdum, şayet insanlar bir vâdiye, Ensar bir başka vadiye gidecek olsa ben Ensâr'ın vadisine giderdim. Ey Rabbim! Ensar'a, Ensâr'ın oğullarına, Ensâr'ın oğullarının oğullarına mağfiret et!"
Orduya iki bin kadar yeni ihtida etmiş Mekkelilerden asker alır. Bunların bir çoğunun kalbine imanın hakkıyla henüz girmediğini Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) de biliyor idi.
Bu sebeple onları maddî avantajlarla kazanma yollarına başvurdu. Bu cümleden olarak, Taberî'nin kaydına göre, daha savaş yapılmadan birçoğuna ikramlarda bulundu.
Asıl maddî bağışı savaştan sonra yapmıştır. Müellefe-i kulûb, yani kalbleri kazanılmışlar olarak İslâm tarihine geçen bu zümre, Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm)'in hayatında ayrı bir sayfa teşkil eder. Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Huneyn'de kazanılan zafer sonunda ele geçirilen muazzam ganimetten eski Müslümanlara ve meselâ Medineli Ensâr'a hiçbir şey vermez iken, Mekkelilere bol bol vermişti. Hususan Mekke'nin ileri gelenlerine, şef durumunda olanlara yüzer deve, şair, hatib gibi halk üzerinde müessiriyeti olanlara 50'şer deve vermişti.
Kendilerine verilmeyenler veya az bir şey verilenler memnuniyetsizliklerini, küskünlüklerini izhar ederler. Bu meyanda saygısızlığı bulan itiraz ve tenkidler ifade edenler dahi çıkar. Meselâ Temimli bir zâtla Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) arasında şu konuşma geçer:
"Ey Muhammed bugün ne yaptığını gördüm."
"Ne görmüşsün, söyle bakalım!"
"Adaletli davranmadın, âdil ol!" Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) son derece öfkelenir ise de:
"Yazık sana, ben de âdil değilsem, başka kim âdil olabilir? Adil olmazsam helak olurum!" demekle yetinir.
Hazreti Ömer: "Müsaade et, şu münafığı öldüreyim!" diye izin isterse de Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) müsâade etmez.
Abbâs İbnu Mirdâs'ın yukarıda birkaç beytini kaydettiğimiz şiiri Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)'ın kulağına gelince, bağışın 50'den 100 deveye çıkarılmasını Hazreti Ali'ye emrederken: "İstediğini ver de şu dili kes" der.
Kendilerine bir şey verilmemesinden Ensâr da memnun olmamış, âdeta küsmüşlerdi. Hattâ, İbnu Hişâm'ın kaydına göre, Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)'ın hususî şâiri Hassân İbnu Sabit (radıyallahu anh) Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm)'i hicvedici bir şiir yazar. Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Ensâr'ı toplayarak, kendilerine verilmeyiş sebebini izah eder ve neticede hepsini ağlatan şu hitabede bulunarak gönüllerini tekrar kazanır:
"Ey Ensar topluluğu, kulağıma gelen sözünüz nedir? Bana gücenmiş olmalısınız! Ben size geldiğimde hepiniz dalâlette idiniz, (getirdiğim dinle) Allah sizlere hidâyet vermedi mi? Fukara kimseler idiniz. Allah zenginlik vermedi mi? Birbirinize düşman idiniz, Allah kalblerinizi birleştirmedi mi?
...
"Ey Ensar topluluğu! Bir yudumluk dünya malı için mi bana gücendiniz? Ben onunla İslâm'a girenler için bir kavmin kalbini kazanmayı tercih edip, sizin İslâmınıza emanet etmiştim. Ey Ensar toluluğu, insanlar buradan deve ve davarlarla dönerken sizler Allah ve Resûlüyle evlerinize dönmekten râzı değil misiniz? Muhammed'in nefsini kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun hicret olmasaydı Ensar'dan bir kimse olurdum, şayet insanlar bir vâdiye, Ensar bir başka vadiye gidecek olsa ben Ensâr'ın vadisine giderdim. Ey Rabbim! Ensar'a, Ensâr'ın oğullarına, Ensâr'ın oğullarının oğullarına mağfiret et!"
Ravi
Kategori
Ana kategori : Cihad bölümü
Alt kategori : Ganimetler ve fey