Buradasınız

Hadis-i Şerif

Cübeyr İbnu Mut'im (radıyallâhu anh) anlatıyor. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bir bedevi gelerek: "Ey Allah'ın Resulü, (kuraklıktan) insanlar meşakkate düştüler. Aile efradı zayiata uğradı. Hayvanlarımız da helak oldular. Bizim için Allah'a dua et, su göndersin. Zira biz Allah'a karşı senin şefaatini, sana karşı da Allah'ın şefaatini taleb ediyoruz!" dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) adama şu mukabelede bulundu: "Yazık sana, söylediğin şeyin idrakinde misin? Sübhanallah!" Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sübhanallahları o kadar tekrar etti ki bunun tesiri Ashab'ın yüzünden okunmaya başladı. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sözüne şöyle devam etti: "Yazık sana, mahlukatından hiç kimseye karşı Allah şefaatçi kılınmaz. Allah'ın şanı böyle bir şey yapmaktan çok yücedir. Bak hele! Sen Allah'ın (azametinin) ne olduğunu biliyor musun? O'nun Arş'ı, semavatının şöyle üzerindedir. -Parmaklarıyla işaret ederek- tıpkı üzerinde bir kubbe gibi. Arş Zat-ı Zülcelal sebebiyle inleyip ses çıkarır, tıpkı süvarisi sebebiyle atın ses çıkarması gibi."

Arapçası

وعن جبير بن مطعم رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: [أتَى أعْرَابِىٌّ النَّبىَّ (صلى الله عليه و سلم)، فقَالَ يَارسُولَ اللَّه: جُهِدَتِ (١) الأ نْفُسُ، وَضَاعَ الْعِيَالُ، وَهَلَكَتِ الأ نْعَامُ، وَنُهِكَتِ الأمْوَالُ، فَاسْتَسْقِ لَنَا، فَإنَّا نَسْتَشْفِعُ بِكَ عَلى اللّهِ تَعالى، وَنَسْتَشْفِعُ بِاللّهِ عَلَيْكَ، فقَالَ (صلى الله عليه و سلم): وَيْحَكَ أتَدْرِى مَا تَقُولُ وَسَبَّحَ (صلى الله عليه و سلم)، فَمَا زَالَ يُسَبِّحُ حَتَّى عُرِفَ ذلِكَ في وُجُوهِ أصْحَابِهِ، ثُمَّ قال: وَيْحَكَ إنَّهُ لا يُسْتَشْفَعُ بِاللّهِ تَعالى عَلى أحَدٍ مِنْ خَلْقِهِ، شَأنُ اللّهِ أعْظَمُ مِنْ ذلِكَ! وَيْحَكَ، أتَدْرِِى مَا اللّهُ: إنَّ عَرْشَهُ عَلى سَموَاتِهِ ـ لهكذَا ـ وقال بأصَابِعِهِ: مِثْلُ الْقُبَّةِ عَلَيْهِ، وَإنَّهُ لَيَئِطُّ أطِيطَ الرَّجْلِ بالرَّاكِبِ]. إخرجهما أبو داود .

_______

(١) بصيغة المجهول: أي أوقعت في المشقة.

Kaynak

Ebu Davud, Sünnet 19, (4726)

Açıklama

1- Hadiste, bir bedevî, Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm)'e gelerek kuraklığa maruz kaldıklarını, bu yüzden çok sıkıntıya düşüp telafata uğradıklarını belirterek kendileri için Allah'a yağmur duasında bulunmasını taleb eder.

2- Onun bu sırada sarfettiği bir söze Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) karşı koyar, yanlışlığını belirtir. Bu söz "…Sana karşı da Allah'ın şefaatini taleb ediyoruz" cümlesidir.

Bu ifade hatâlıdır. Çünkü, şefaat bir büyüğe ulaşmak için araya vasıta koymaktır. Allah'a ulaşmak için Resûlü'nün araya konması mümkün ama, "Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm)'e ulaşmak için araya Allah'ın konması" bu tevhid akidesine ters düşen bir durumdur. Burada Allah kul arasındaki hiyerarşinin karıştırılması mevzubahistir. Hiçbir mahluk Allah'tan büyük olamayacağına göre, O'na ulaşmada Allah'ın şefaatçi kılınması olamaz.

3- Hayret, öfke, reddetme gibi durumlarda Sübhanallah, Lâilâhe illallah gibi tâbirlerin kullanılmasının müstehab olacağı hadisten anlaşılmıştır.

4- Ashab'ın yüzünde beliren şey endişedir. Çünkü Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm)'in Sübhanallah'ı çokca tekrarı O'nun öfkesinin şiddetini ifade ediyordu. Ashab ise, Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)'ın öfkelenmesi karşısında Allah'tan gelebilecek bir musibetin endişe ve korkusuna düşerlerdi.

5- Arş'ın inlemesi, Cenab-ı Hakk'ın azameti karşısında Arş'ın acze düşüp tahammül edememesinden ileri gelir. Ancak âlimler hadisi bu zâhirî mâna ile anlamanın Cenab-ı Hakk'a keyfiyet izafesi olacağına, ayrıca tenzih ve tevhid açısından bunun yanlışlığına, imkânsızlığına dikkat çekerler. Çünkü لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ "Allah'ın hiçbir benzeri yoktur" (Şûra 11).

Hattabî der ki: "…Bundan murad Allah'ın bu sıfatlarını tahkik veya O'nu bu hey'et üzere tahdid değildir. Bu hadis, Cenab-ı Hakk'ın azametini anlamaya yaklaştırıcı bir kelamdır. Onunla, soru sahibine anlama kapasitesinin anlayacağı bir üslubla meselenin beyânı kastedilmiştir. Hele muhatap kelamın ifade edeceği mâna inceliklerini bilmeyen, ilimden mahrum kaba bir bedevî ise böyle açık bir ifadeye gerek vardır. (Ancak bu ifadenin zahiri, ilim ehli tarafından esas alınarak bir kısım itikadî prensipler çıkarılamaz, bilakis te'vili gerekir)."

Kategori